petrol etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
petrol etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

12 Ocak 2008 Cumartesi

Bogazin darbogazindan Korfezdeki Amerikaya

Cengiz Çandar, Boğazlar, petrol ve ülkemizin enerji koridorlarındaki yeri hakkında önemli bilgiler içeren bir yazı yazmış.

'Boğaz'ın darboğazı'ndan Körfez'deki Amerika'ya - Cengiz Çandar: Bizimle ilgili, hatta "varoluş"umuzla ilgili, "İstanbul'un geleceği"yle ilgili bazı bilgileri biraz şaşkınla, büyük ölçüde merakla Financial Times'ın geçen hafta sonu eklerinden birinde okudum. Thomas de Waal imzalı, "Bottleneck at the Bosphorus" (Boğaz'da Darboğaz- Türkçe daha da güzel bir başlık oluyor) başlıklı yazı, Boğaz'daki tanker trafiği ve İstanbul'un başına açabileceği muhtemel belâ ile ilgiliydi.

Şu tarih diliminde, Boğaz'dan yılda geçen tanker sayısını biliyor musunuz?

55 bin! Ve, bu rakamın Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin ekonomileri büyüdükçe artacağı ve Boğaz'daki tanker trafiğiyle birlikte, zaten İstanbul için söz konusu çok büyük olan tehlikenin daha da artacağı kesin görülüyor.

Bir çok ilginç bir bilgi daha: Dev petrol şirketlerinden Chevron'a bağlı Eurasia Business Unit'in denizyolları sorumlusu Kjell Landin, Bakû-Ceyhan petrol boru hattının 2006'da çalışmaya başlamasıyla, bunun, Boğaz'dan geçen tanker sayısını ne ölçüde azalttığı hakkında çarpıcı bir bilgi sunuyor: Bakû-Ceyhan, Boğaz'dan geçen tanker sayısında günde bir tanker kadar azalma sağlamış.

Evet, rakamla yazalım; özellikle Boğaz ve dolayısıyla İstanbul güvenliği açısından çalışmaya başlamasından büyük mutluluk duyduğumuz Bakû-Ceyhan'ın, buna katkısı, günde sadece 1 tankerlik bir azalma imiş!

Yazıyı kaleme alan Thomas de Waal, 20 mil uzunluğundaki Boğaz'ı 246 metre uzunluğunda bir tankerle geçmiş. Forward Pioneer adlı tanker Japon yapımı imiş, Chevron tarafından kullanılıyor, Singapur'a kayıtlı ve Panama bayrağı taşıyormuş. Kazakistan'ın ham petrolünü Rusya'nın Novorossisk limanından alıp, İngiliz evlerinin ısınması için Galler'deki Milford Haven'deki rafineriye götürmek için Hollanda'nın Rotterdam limanından yola koyulmuş.

Petrol konusu, sadece üretimi değil, taşınması açısından da şu "Küreselleşme" çağında bu kadar karmaşık ve bu "karmaşa" , tarihi 1936 olan köhneleşmiş bir Montreux Anlaşması ile düzenleniyor.

Modern petrol tankerleri, Boğaz'daki deniz trafik toplamının yüzde 4'ünü oluşturuyor. Bu kadar düşük oran ile taşıdığı "potansiyel tehlike" ters orantılı.

İstanbul, geçmişteki tanker kazalarından, o sırada esmekte olan "lodos"un mucizevi etkisiyle kurtulmuş. Allah göstermesin, yarın-öbürgün büyük çaplı bir kaza olduğu takdirde "poyraz" ya da "karayel" eserse, İstanbul, mahvolmak için deprem beklemek zorunda kalmayacak.

Yazıda, görüşlerine yer verilen İstanbul Kılavuz Kaptanlar Derneği Başkanı Cahit İstikbal'e göre, "Bir gün büyük bir tanker kazaya yol açacak. O gün daha öncekiler kadar şanslı olmayacağız... Bir felâket meydana gelecek." İstikbal, bu kaygısını, yazıya göre, adetâ "fatalist" bir kesinlikle dile getiriyor.

*** *** ***

Cahit İstikbal, yine aynı yazıda yer alan çarpıcı bir "tarih analojisi" yapıyor. Diğer "Boğaz"ın, Çanakkale'nin güney ucunda yer alan Truva'yı hatırlatıyor ve şöyle diyor:

"Truva Savaşı bir aşk hikayesi değildi. Dönemin büyük güçlerinin boğazların kontrolü için savaştıkları eski çağların bir dünya savaşı idi. Truva Savaşı'nın arka plânında Yunanlıların Karadeniz havzasını ve oradaki altın kaynaklarını ele geçirme arzusu yatıyordu. Bugün bu söz konusu değil. Çünkü orada altın yok; ama petrol var."

Halbuki Homeros'tan Iliada ve Odyssea'yı okumak, Truva Kralı'nın küçük oğlu Paris'in Sparta Kralı Menelaos'un karısı Güzel Helen'i kendisine âşık ederek Truva'ya kaçırması üzerine, kardeşi Agamemnon komutasındaki birliklerin Truva'ya akın ettiği, Atina'nın da sefere destek verdiği, yarı-tanrı Atina'lı Achilleus'un (Aşil), Paris'in ağabeyi Hector'la karşılıklı olarak giriştiği, bu iki kahramanın ölümcül efsanevî mücadelesini mitolojide okumak ne hoştur.

Truva Savaşı'nın mitolojiden çıkması ve Realpolitik'le açıklanması da, bu kadar güzel olabilirdi.

Keza, Boğaz'ın oluşumunu mitolojiden çıkartıp, 7000 yıl önceye dayandıran ve Akdeniz'in taşarak Karadeniz'i de doldurarak oluşturduğunu ifade eden "bilimsel bilgi"yi de "Boğaz'ın Darboğazı" başlıklı yazıda okuyarak öğrendim.

Yazıda belirtildiği gibi, İstanbul'un tarihini bu şekilde oluşmuş olan coğrafyası belirledi ve o günden beri Karadeniz'den güneye gitmek isteyen tüm deniz araçları İstanbul'un ortasından ve Çanakkale Boğazı'ndan geçmek zorunda kaldılar.

Bu olgu, ister istemez, "jeopolitik" bir boyutu beraberinde getirdi ve Rusya'nın, daha sonra Sovyetler Birliği'nin "sıcak denizler"e inmesi ihtiyacı nedeniyle Türkiye ile kuzey komşusunun çıkarlarını ters yönlere yerleştirdi.

Boğaz, İstanbul'un ortasından geçiyor. Şehrin tam ortasından. Ve, yılda İstanbul'un ortasından 140 milyon tondan fazla petrol ve petrol ürünleri geçiyor.

Konu, artık Rusya'nın "sıcak sular"a inmesi değil, petrolün dünya pazarlarına ulaşması.

Tehlikenin büyüklüğüne bakın...

*** *** ***

Hazır petrol konusu açılmışken, petrol ile dünyanın en büyük gücü Amerika'nın dış politikası arasındaki bağlantıya değinelim. Tanınmış Amerikalı tarih düşünürü Walter Russell Mead, yılın ilk günü Wall Street Journal'da "A Dangerous World-Why We're in the Gulf" (Tehlikeli bir Dünya- Niçin Körfez'deyiz) başlıklı yazısında ilginç bilgiler sundu.

Amerika'nın Körfez'deki (ve dolayısıyla Ortadoğu'daki) varlığı petrolle ilgili ama Amerika'nın petrol ihtiyacından ötürü değil. ABD'nin enerji ihtiyacı açısından, Ortadoğu, bugün pek az bir oran ifade ediyor.

Amerika halen dünyanın üçüncü büyük petrol üreticisi ve büyük kömür rezervlerine sahip. Dış enerji kaynaklarına dünyanın diğer büyük ekonomilerine oranla çok daha az bağımlı. Örneğin, Amerika'nın enerji ithalatı, enerji tüketiminin yüzde 35'i. Bu rakam, Avrupa Birliği için yüzde 56, Japonya için yüzde 80.

Amerika'nın ithal ettiği petrolün yarısı ve doğal gazın tamamı, Batı yarıküresinden geliyor ve burada Afrika'nın güney kesimi dengeyi sağlıyor.

Körfez?

Amerika'nın petrol ithalatının Körfez'e ait oranı yüzde 17; Körfez'in Amerika'nın ithal ettiği doğal gazdaki oranı ise yüzde 0.5. Buna karşılık, bu oranlar Japonya için yüzde 80. 2015'te Çin'in Körfez'den enerji ithalatı ise yüzde 70 olarak tahmin ediliyor.

Körfez'deki Amerikan askeri gücü ve bunun sağladığı "güvenlik şemsiyesi", dünya lideri olmanın raconu. Yani, "enerji güvenliği"nin jandarması olmadan "dünya lideri" ya da "süper devlet" olunmuyor. Nitekim, söz konusu "Amerikan askeri şemsiyesi" sayesinde, Almanya, Japonya, Çin, Kore ve Hindistan'ın Ortadoğu'ya, enerji kaynaklarına ulaşmalarını güvence altına almak için askeri güç göndermeleri gerekmiyor. Bu ülkelerin, petrol ve LNG taşıyan süpertankerlere eskort etmek için dünya denizlerinde donanma dolaştırmaları da gerekmiyor.

Türkiye'nin "enerji transit ülkesi" olarak "stratejik önemi"nden söz edilmeye sıkça başlandığı şu günlerde, bu "bilgiler"i depolayıp, "strateji" düşünmek yararlı olabilir...

Bizimle ilgili, hatta "varoluş"umuzla ilgili, "İstanbul'un geleceği"yle ilgili bazı bilgileri biraz şaşkınla, büyük ölçüde merakla Financial Times'ın ...

Devamı

11 Ocak 2008 Cuma

Petrol neden 100 dolar oldu?

Eser Karakaş, bugünkü yazısında petrolün fiyatının 100$ olmasının sebeblerini açıklamış:


"Petrol neden 100 dolar oldu?" - Eser Karakaş:
....
Petrol fiyatının bu kadar yükselmesinin altında Çin ve Hindistan
ekonomilerinin yüksek büyüme oranlarının yarattığı petrol talebindeki artış rol
oynamıyor değil ama temel nedenin artık bu olmadığı da iyi biliniyor.

Yavaş yavaş aklı başında herkesin üzerinde mutabık olduğu konu petrol
fiyatlarının bu kadar artmasında temel etkenin ABD ekonomisinin dinamikleri
olduğu.

ABD’nin çok büyük dış ticaret açığı, Irak ve Afganistan
operasyonları çekişli bütçe açıklarıyla da birleşince dolar yaklaşık tüm para
birimlerine karşı değer kaybetmeye başladı ve bu süreç halen devam ediyor.

ABD’nin bu işten ne kadar karlı çıktığı da ayrı bir tartışma konusu.

Dolar değer kaybettikçe petrol ihracatçısı ülkelerin eline geçen gelir
ABD doları cinsinden olduğu için eski reel gelir düzeylerini yakalayabilmek için
petrolün varil fiyatını sürekli yukarı çekiyorlar.

Petrol ihracatçısı
ülkelerin OPEC adını verdikleri üretim ve pazarlama kartelinin yapısı da bu tür
fiyat ayarlamalarına tanım gereği zaten olanak sağlıyor; kartel demek fiyat
yapıcı olabilmek anlamına da geliyor yani piyasa mekanizması kartellerin
varlığında büyük ölçüde aksıyor.

Yukarıda değindiğimiz gibi Çin ve
Hindistan ekonomilerinin artan petrol talebi de bu süreci güçlendiriyor.

Yüksek petrol fiyatlarından petrol ihracatçısı ülkeler büyük rant elde
ediyorlar ama özellikle ABD ve İngiltere kökenli büyük petrol şirketlerinin de
bu süreçte muazzam karlar elde etmeleri varil fiyatlarının artmasında başka bir
faktör.

Dünya merkez bankalarına da bu petrol fiyatları çekişli
enflasyon baskısı ortamında faizleri yükseltmekten başka çare kalmıyor.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere petrol üreticisi ülkelerin ellerinde
biriken dev fonların dünya finans piyasalarında oynadığı rol, yatırıldıkları
yerler de ayrı bir konu.
...

Devamı

06 Ocak 2008 Pazar

"Piyasalar ilk günden türbülansa girdi, yıl zor geçecek"

Osman Ulagay, yeni yıla ilişkin olumsuz tablo çizmiş:

Küresel ısınma mı, toplumsal patlama mı?, Osman Ulagay:

...

Piyasalar ilk günden türbülansa girdi, yıl zor geçecek

2008'de kemerler bağlı uçulacak

Küresel piyasaları izleyenler yılın ilk iş günlerini önemser; ilk günlerde kendini hissettiren havanın yılın bütünü için bir sinyal olduğu düşünülür. Bu düşünceye itibar edenler için gerçekten de çarpıcı ve hayli ürkütücü bir başlangıç yaşandı piyasalarda. 2008'in türbülanslı bir yıl olacağı daha ilk günden belli oldu.
Petrol 100 dolar
İlk şok, yılın ilk iş gününde petrolün varilinin ilk kez 100 dolara varmasıyla yaşandı. Petrolün fiyatı 100 dolara zaten çok yaklaşmıştı ama 100 dolar eşiğinin daha yılın birinci gününde aşılması piyasaları tedirgin etmeye yetti. Hemen yeni hedefler kondu ve bu kez 150 dolarlık petrolden söz edilmeye başlandı. Petrolün fiyatı, reel fiyatlarla tarihsel rekora da çok yaklaşmış durumda.
Petrol fiyatının tırmanışı, petrolü ikame edebilen biyoyakıt üretiminde de kullanılabilen tarım ürünlerinin fiyatlarında yeni sıçramalara neden oldu; buğday, mısır, soya fiyatları yeni rekorlara yaklaştı. Geçen yıl petrol fiyatındaki yükseliş % 57 olurken, buğday fiyatları % 77, soya fiyatları % 75 artmıştı.
Altın - dolar
Geleneksel olarak siyasal kriz ve yüksek enflasyon tehdidinin arttığı dönemlerde tırmanan altın fiyatı da petrolden geri kalmak istemedi ve yeni bir rekora erişti. Spot piyasada altının ons fiyatı 870 dolara yaklaştı. Altın için de hemen 1000 dolarlık yeni bir fiyat eşiğinden söz edilmeye başlandı ve 2008'in ilk çeyreği sonunda bu eşiğe erişilebileceği ileri sürüldü. Bazı altın boğaları ise altının reel fiyatlarla rekora ulaşması için 2000 dolara kadar tırmanması gerektiğini hatırlattı.
Petrol ve altın fiyatlarındaki tırmanış, ABD dolarının değer kaybıyla yakından ilgili aslında. Her iki madde de dolarla fiyatlandığı için doların değer kaybetmesi, petrolün ve altının reel değerini korumak amacıyla nominal fiyatı yükseltme girişimine zemin hazırlıyor. Spekülatörler de, piyasanın elverişli olması halinde, bu fırsatı kullanarak fiyatları yukarı çekebiliyor. Petrol karteli OPEC de bir arz bolluğu yaratmamaya özen göstererek fiyatların yüksek seyretmesine katkıda bulunuyor.
Açık farkla dünyanın en büyük ekonomisine ve en büyük pazarına sahip olan ABD ekonomisinin bir daralma ya da resesyon yaşaması halinde, petrol ile bazı tarım ürünlerinin ve diğer temel maddelerin fiyatlarını yükselten dengelerin değişmesi kaçınılmaz görünüyor.
ABD resesyona girerse...
Yılın ilk günlerinde ABD'nin bir resesyona sürüklenmekte olduğunu gösteren haberler de birbirini izledi, imalat sanayi ve istihdam verileri ABD ekonomisinin çok zayıfladığını gösterdi.
ABD'nin bir resesyona girmesi halinde çelişkili etkilerin ortaya çıkması olası. ABD Merkez Bankası'nın resesyonu atlatmak için faiz indirimlerini sürdürmesi doların yeni değer kayıplarına uğramasına neden olabilecek.
ABD ekonomisindeki daralmanın küresel ekonomide bir yavaşlamaya yol açması halinde ise petrol ve diğer temel maddelerdeki fiyat sıçramaları yerini fiyat çöküşlerine bırakabilecek. Bu da petrol ve diğer temel üreticisi olan ve fiyat artışlarından yararlanan ülkelerin bayramını sona erdirecek.
Spekülasyon etkisi
Günümüzün piyasalaşmış dünyasında yalnızca para ve menkul kıymetlerde değil, küresel piyasalarda işlem gören hemen her türlü ürün üzerinde spot ve vadeli işlem yapılabildiği için fiyatlar, arz ve talepteki değişmenin ötesinde, beklentilerdeki değişmelere bağlı olarak büyük iniş çıkışlar gösterebiliyor.
İşte bu nedenle 2008 yılında şaşırtıcı fiyat hareketleri yaşanabilir, inişler ve çıkışlar birbirini izleyebilir. Böyle bir yılda her türlü türbülansa hazır olmakta ve yol boyunca, ya da yıl boyunca kemerleri bağlı tutmakta yarar var.

Petrolde de Çin damgası

Dünya petrol fiyatındaki tırmanışta, petrol arzının artan talebi karşılamakta zorlanmasının da etkisi var. Petrol tüketimindeki artışta ise Batı'nın zengin gelişmiş ülkelerinin payı giderek azalırken başta Çin ve Hindistan gibi ülkelerin payı artıyor. 2005 2015 döneminde petrole dayalı endüstrilerde yoğunlaşan petrol üreticisi Ortadoğu ülkelerindeki tüketim artışının da sürmesi bekleniyor.
2007 yılındaki toplam tüketim rakamlarına bakıldığında ise ABD'nin 20,870 varil / günlük tüketimiyle 1. sırayı aldığını, Avrupa'nın 16,157 varille ve Çin'in 7,566 varille onu izlediğini görüyoruz.

Devamı